1 Ayet 1 Hadis
Takvim
Hava Durumu
Tahsin KAZAN
tkazan12@hotmail.com
Davetçi Gençlerin Örneği:Mus'ab
15/04/2013

     Mekke'nin en şık giyinen gençlerinden biridir Mus'ab. Elbette onun güzelliği sadece üzerindeki elbisenin sırrı değildir. Dış güzelliği yüreğinde ki iman pırıltısının yansımasıydı. Seven ve sevilen bir delikanlı olan Mus'ab, sevgisinin kaynağını Rasulullahtan alıyordu. Fıtratındaki iman hayatında tezahür edince dışlanmıştı. Evin neşe kaynağı olan Mus'ab, istenilmeyen bireyi durumuna düşmüştü. Cahiliye devrinde parmakla gösterilen genç davetçi, ailesinde kin ve nefretin çekim gücü olmuştu. Bir annenin merhamet ve rifkatten nasıl yoksun kalacağının ilk kanıtıydı. Zira onun annesinden önce hiç bir anne, evladı islamı seçti diye eziyet etmemişti. Mus'ab ilklerin adamıydı. Direnişin sembolü, sabır ve sebatın gerçekleşen olgusuydu. 

     Evet, Mus'ab, Müslüman olmaya karar vermişti. Bu karar dönüşü olmayan bir karardı. Dünya bütün cilvesi ile O'nun önünde arz-ı endâm ederken, kendi akranları O'nun haline özenirken O, elinin tersi ile bütün bunları reddetmişti. Kurtuluş kapısının anahtarını Resullullah'ın elinden almıştı. O,kendini Resulullahta, Resul ise davasının temsiliyetini onda görmüştü. Bu yüzden de Mus'ab tarih sayfalarına islamın ilk Muallimi ünvanını hak ederek geçmişti. Bu gerçeklik tarihin şahitliği ile sabittir. Medine'den gelen bir grup insan, Efendimizle Akabe'de buluşmuştu. İslam tarihinde ilk Akabe biat-ı olarak da bilinen bu tarihi görüşme sonunda Medine sakinleri efendimizden bir eğitici istemişlerdi. İlk akla gelen ise Mus'ab'dı. Böylece İslam'a hadim olan bu gencin omuzlarına tebliğ yükü gibi ağır bir görev tevdi edilmişti. O'nun bu görevi oldukça önemliydi Çünkü Medine gelecekte tüm müslümanların hicret edeceği bir mekân olacaktı. Bu yüzden de Mus'ablığını ortaya koymalıydı. Yesrib'in Medineleşmesine sadece alın teri ile değil ruhunu da katmalıydı. Doğrusu alnının akıyla bir kez daha göstermişti Mus'ablığını.

   O islamın ilk emrini iyi anlamıştı. Anlamakla da kalmamış ayrıca kavrama merhalesini de çoktan aşmıştı. İlk önce kendini ve kendisinde var olan cevheri keşfetmişti. Hani derler ya "Kendini tanıyan Allah'ı da tanır. İşte O,bunun canlı örneğiydi. Resulullah'tan aldığı bu yüce eğitim, değişim ve dönüşüm için yeterliydi. Mekke'de tahakkuk etmeyen bu inkılâp güneşi O'nun şahsında Medine'de doğacaktı. Çünkü O eğitimini; sabır, şefkat, ihlâs, onur ve kararlılık gibi materyallerle tamamlamıştı.

    Mus'ab b. Umeyr artık görevinin başındaydı. Bir yandan Kur'an'ın yaydığı ışığın gölgesinde sohbet ediyor, gönülleri İslam'la buluşturmaya çalışıyor, diğer yandan da kendine yapılan zulüm ve işkencelere karşı göğüs geriyordu. İman abidesi genç Mus'ab bir gün Medine'de ki ashabına sohbet vermek için onları bir bahçede toplamıştı. Birden bire elinde mızrağıyla kara gölge gibi bir şahıs dikildi sohbet halkasının başucuna. Gelen Usayd b. Hudayr idi. Derken kaba bir şekilde konuşmaya başladı:"Siz neden geldiniz ki buraya? Hemen terk edin burayı canınızdan olmak istemiyorsanız hemen çekin ve gidin" Konuşmasından da anlaşıldığı üzere Usayd b. Hudayr kin ve nefret kusuyordu. Davet anlayışı gereği Mus'ab, sert karşılık vermeyi doğru bulmamıştı. Yumuşak bir ses tonu ile konuşmaya başlamıştı:"Şöyle buyurun oturun. Sakin olun. Gayemizi anlayın beğenirseniz kabul eder beğenmezseniz reddedersiniz." Usayd" doğru söyledin" dedi ve oturdu.

      Mus'ab, Kur'an okumaya başlayınca Eşsiz anlamıyla gönüller sükûnet buluyordu ve Usayd bu muazzam ayetler karşısında sakinliğini bozup "Bu ne güzel! ne iyi bir sözdür. Bu dine girmek için ne yapılır?" deyip şaşkınlığını dile getirmek zorunda kalmıştı. Mus'ab, Usayd'a kelime-i tevhidi söyleterek Müslüman olmasını sağlamıştı. Bu kutlu davetin sonucunda Usayd, düşman olarak geldiği meclisten iman ederek ayrılmıştı. Rivayet odur ki, günün birinde Evs kabilesinin reisi Sad b. Mu'az'da çıldıracaktı. Olay şu şekilde gelişir; İslam'ın bu fedakâr mücahidinin aracılığıyla intişar ettiğini duyunca Sad, Medine halkını ayağa kaldırmak istemiş, Mus'ab b. Umeyr'e hakaretler savurarak sohbet halkasını basmıştı. Mus'ab'ın tutumu yine aynıydı; Vakarını (ağırbaşlılığını)ve sabrını bozmamıştı. Çünkü O islam'ın davet ahlakını ilke edinmişti. Neticede zafer Mus'ab'ın olmuştu. Aradan yıllar geçmiş ve Resulullah Medine'ye doğru yol almıştı. Artık hasretini sonlandıran rüzgâr esmeye başlamıştı. Mus'ab artık yerinde duramıyordu. Hicret tamamlanmış Resul Medine'ye varmıştı. Mus'ab Efendimiz ile geçirdiği o güzel günleri özlemişti. Özlemini gidermenin tam da zamanıydı. Artık Resulullah'ın yanındaydı. Mus'ab, resulüyle aynı anda secdeye gidiyor ve ellerini aynı anda semaya kaldırıyordu.

      O, Bedir harbinde Resulullahın yanındaydı. İslam sancağını mübarek elleriyle taşıyordu. Canından aziz bildiği Resulullah'ı hiç yalnız bırakmamıştı. Uhud harbinde sancağı yine Mus'ab taşıyacaktı. Efendimizi tehlikelerden koruyan Mus'ab'ın karşısına ibn-i Kaima isminde bir müşrik çıktı. Sancak düşmesin diye aldığı darbelerin sızısına acısına aldırış etmiyordu. Tam bu sırada Mus'ab'ın şehadet şerbetini içmesine vesile olan mızrak göğsüne inmişti. Artık Mus'ab yerdeydi. Sözün özü o mübarek insan şehit olmuştu. Bunu fark eden Resulullah Mus'ab'ın başucuna geldi ve Ahzab süresinin 23. ayetini okumaya başladı.
"Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterirler. Onlardan bazıları şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair adağını yerine getirirler. Kimisi de şehit olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler."

    Savaş biter şehitler defin edilmeye başlanır. Sıra Mus'ab b. Umeyr'e gelmişti. Üzerinde ki yırtık kıyafet bedenini tam örtmeye yetmiyordu. Başı kapatılsa ayakları, ayakları kapatılsa başı açıkta kalmaktaydı. Mus'ab b. Umeyr'i defnetmek için üzerindeki elbise ile başını izhîr otuyla mübarek vücudunun geri kalan kısmı kapatılıp defin edilmişti. Ve'l-hâsıl-ı kelam dostlar; Gelecek, gençlerden çok şey bekler. Ümmet ikra'yla yoğrulmuş yiğitler ister. Gözlerim ufukta Mus'ab'ları arar. Selam olsun Yesrib'i Medine'ye dönüştüren o kutlu davetçiye. Selam olsun; peygamberi ölüm anında ağlatan O yiğide. Selam olsun; İzhîr otu ile rabbine gülümseyene. Selam olsun; Mus'ab'a. Selam olsun o'nun yolunu yol edinenlere.



1033 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ŞEHİD SAHABİ HUCR BİN ADİY - 13/05/2013
Onlar; kutlu Peygamberi ilahi yolculukta yalnız bırakmayanlardır. Onlar; nebevi mektepte insanlık eğitimini alanlardır. Tıpkı İsa’nın havarileri gibi Ensarullah sıfatına haiz olan bir taifedir. Onlar; Resulullah’ı canlarından aziz bilenlerdir.
ŞEHİD SAHABİ HUCR BİN ADİY - 13/05/2013
Onlar; kutlu Peygamberi ilahi yolculukta yalnız bırakmayanlardır. Onlar; nebevi mektepte insanlık eğitimini alanlardır. Tıpkı İsa’nın havarileri gibi Ensarullah sıfatına haiz olan bir taifedir. Onlar; Resulullah’ı canlarından aziz bilenlerdir.
İLGİNÇ BİR EVLİLİK - 02/03/2013
ÖMER GİBİ OLMAK - 28/01/2013
...
ZAMANI İDARE ETME SANATI - 07/01/2013
...
ÖRNEK KADIN FATMA - 22/12/2012
...
SURİYE ÖRNEĞİNDE ULU’L EMRE İTAAT - 06/12/2012
..
GAZZE ONURUYLA DİRENİYOR - 27/11/2012
...