1 Ayet 1 Hadis
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 37° 20°

Ersin ERYILMAZ

Ersin ERYILMAZ
erer23@mynet.com
Fitne Ateşi
01/09/2015

Yeryüzünün dağlar gibi fitne dalgaları içerisinde yüzdüğü, fitne ateşinin hususen İslam coğrafyasını dört bir yandan kuşattığı bir zamanda yaşıyoruz.

Öyle bir fitne ki… İnsan cinsinin var edilmesi murad edildiğinde, “Ya Rab! Yeryüzünde fitne çıkaracak, kan dökecek birini mi var edeceksin!” sualini dillendiren Melaikenin endişelerini yüzde yüz haklı çıkaracak boyutta…

Öyle bir fitne ki… Kan oluk oluk akıyor ve öldüren ne için öldürdüğünün, öldürülen ne niçin öldürüldüğünün farkında değil…

Öyle bir fitne ki… Namlusunu birbirine çevirenlerin her biri “Allahu Ekber!” sedasıyla tetiğe dokunuyor… Kardeş kardeşin kanını Allah adıyla döküyor!

Öyle bir fitne ki… Kuklacılar perde arkasında gizli ve sahnede can alıp ortaya can koyanlar kime figüranlık yaptığının, kimlerin değirmenine su taşıdığının farkında değil…

Öyle bir fitne ki… Her Allah’ın günü yüzlerce masum insanımız katlediliyor… En derin acıları hep bizler yaşıyoruz… Hep bizler ölüyoruz…Ne hikmetse yine biz….

Varlığımıza kastetmiş bu kadar düşmana rağmen kendi kendimizi yiyor oluşumuzun sebebi nedir?

Bizler hep müsebbipleri dışımızda ararız. Fakat nazarlarımızı kendimize çevirdiğimizde dışımızdaki müsebbibleri var eden sebebin kendimiz olduğu gerçeğiyle karşılaşırız.

İbn-i Mace’de Abdullah ibni Ömer’den şöyle rivayet edilir:

“Rasulullah (sav) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:

“Ey muhacirler topluluğu! Beş şeyle imtihan olduğunuz vakit haliniz nicedir? O beş şeye erişmenizden Allah’a sığınırım!

-          -          Herhangi bir toplum içerisinde, fuhşiyat zahir olur da nihayet onlar onu aleni hale getirirlerse, mutlaka onların arasında veba ve geçmiş kavimlerde emsali görülmemiş hastalıklar yayılır!

 -         Herhangi bir toplum, ölçü ve tartıyı noksanlaştırdığında, mutlaka kıtlık, şiddetli geçim sıkıntısı ve devlet idarecilerinin zulmü ile muaheze olunurlar!

 -          Herhangi bir toplum, mallarının zekâtını vermediğinde, mutlaka gökten yağmurları engellenir. Hayvanlar olmasaydı kendilerine yağmur yağdırılmazdı!

 -          Herhangi bir toplum, Allah’ın ahdini ve Rasulünün ahdini bozarsa, mutlaka Allah onların üzerine, kendilerinden başka bir düşman musallat eder de düşmanları, onların ellerindekinin bazısını alır!

 -           Herhangi bir toplumun imamları (yöneticileri), Allah’ın Kitabı ile hükmetmez ve Allah’ın indirdiği hükümlerde muhayyermiş gibi hareket ederse, mutlaka Allah sıkıntılarını kendi aralarında kılar!                                               (İbni Mace- 4019 )

Rasulullah’ın (sav) ashabını endişeyle uyardığı ve kendisinden Allah’a sığındığı şu beş hususa ne kadar da aşinayız değil mi?

Fuhşiyyatın yaygınlaşması, her türlü mel’anetin açıkça ve pervasızca işlenmesi hiç de yabancı değil bizlere… Sokaktaki iğrenç manzaralardan rahatsız dahi olmaz bir hale geldik… Bırakın bu görüntülerden rahatsızlık duymayı, onları televizyon ekranlarında evimizin başköşesinde misafir eder olduk…

Ölçü ve tartıda hilekârlığın da yabancısı değiliz… Haksız kazancın bin bir türünü icat etti insanlarımız. Önümüzde terazi bulunmadığı için mi bilmem,  nemalanırken titremez oldu ellerimiz.

Ve maalesef haksız kazanca uzanırken Allah korkusuyla titremeyen o eller, zekât verirken mal yitirme korkusuyla, cimrilik isterisiyle titremeye başladı.

Maddeperestliğin yeni dini kapitalizm, sadece ekonomimize değil yüreklerimize taht kurdu, farkında bile değiliz…

Ve Ümmet-i Muhammed olarak bir asırdır Allah ve Rasulüne olan ahdimizi bozmuş olmanın bedelini ödüyoruz.

İşte bugün başımızda olan belaların asıl sebebi Allah Rasulünün (sav) ikaz ettiği son iki hususun vuku bulmuş olmasıdır.

Evet, bizler Ümmet olarak Allah ve Rasulüne olan ahdimizi bozduk… Bizleri yücelten, yeryüzünün mirasçıları ve insanlık üzerinde şahit olmamızı sağlayan din-i mübin-i İslam’la bağımız zayıfladı…

Ahdimizi bozduk… İ’layı kelimetullah idealini terk ettik. Dünyevileştik.  Ve daldığımız sefahat bizi sefalete sürükledi.

Ahdimizi bozduk… İlahi vahye arkamızı dönerek hakikati ve kurtuluşu Batı medeniyetinde arama şaşkınlığına düştük.

Ahdimizi bozduk… İslam kardeşliği yerine kavmiyetçilik fikrinin müşterisi olarak Müslüman toplumların vahdet damarına cahiliye asabiyeti zehirini zerk ettik.

Ve Allah ahdimizi bozmanın karşılığı olarak bize dışımızdan düşmanlar musallat etti. Elimizde olanlardan birçoğunu aldılar…

Birliğimizi yitirdik… Siyasi birliğimiz tarumar oldu. Bir idare, birbirine hasım onlarca ulus devlete bölündü. Hiç birinde İslam hâkim olmadı. Her birinin başına kalıbı bizden, kalbi düşmanlarımızdan olan yöneticiler yerleştirildi. Hilafetini kaybeden ümmet,  imamesi kopmuş tespih taneleri gibi dört bir yana saçıldı.

Dirliğimizi yitirdik… Coğrafyamızın her bir parçasına bir sömürge gücü kondu. Aç insanların yemek kabına üşüşmesi gibi, yer altı ve yerüstü zenginliklerimizi iliğine kadar emdiler.

İzzetimizi yitirdik… İzzeti Allah ve Rasulünün yanında değil, maddi güç sahiplerinin yanında arar olduk. İzzeti yanlış yerde aradıkça zillete düçar ve şeytan ile dostlarına oyuncak olduk.

Ahlakımızı yitirdik… Düşmanlarımızın kültürel emperyalizmi altında İslami değerlerden uzaklaştıkça onların iğrenç birer taklitçisi halini aldık. Taklit ettikçe yozlaştık.

Bilincimizi yitirdik… Âlimlerimiz katledildi, ilmi mirasımızla aramızdaki bağlar kesildi, ilmi müesseselerimiz ve bağımsızlıkları ortadan kaldırıldı.  İlmi bir önderlikten mahrum, içerisinde bulunduğumuz durumu idrakten yoksun, yol haritasını kaybetmiş bir hale geldik.

Ve başımızdaki yöneticiler Allah’ın kitabıyla hükmetmez oldu. İslam şeriati ilga edildi. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemenin cezasıdır ki Allah bizi bize düşürdü. Sıkıntımızı içimizde kıldı. Kardeş kardeşin kanına elini sürdü.

İslam Coğrafyası’nın dört bir yanında, ırkçılık, mezhepçilik gibi hastalıklarla kardeşin kardeşe kırdırılmasının sebebini dışarıda aramak beyhudedir.

Rum Suresi 41. Ayet-i Kerime’de şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz:

“İnsanların ellerinin kazandıklarından dolayı karada ve denizde fesat çıktı. Umulur ki dönerler diye, (Allah) yaptıklarının bazılarını böylece onlara tattırmaktadır.”

Madem başımıza gelenler Allah ve Rasulü’nün buyurdukları gibi “ellerimizle kazandıklarımızın ürünüdür”… Madem Allah bu belaları “belki rücu ederiz” diye bizlere tattırmaktadır… Öyleyse kırıldığımız yerden doğrularak rücu etmek zorundayız…

Allah ve Rasulü’yle ahdimizi yenilemek zorundayız…

Hablullah’il-metin olan Kur’an’a yeniden sımsıkı sarılmak, Sünnet-i Rasulullah’ı yol edinmek, din-i mübin-i İslam’a samimiyyetle bağlanmak zorundayız…

Dünyevileşme girdabından kurtulup i’layı kelimetullah idealiyle kuşanmak zorundayız…

Hakikati, kurtuluşu, izzeti, Allah’ın ve Rasul’ünün yanında aramalıyız.

Irkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik gibi her türlü cahiliye asabiyeti zincirlerini paramparça ederek Allah için, yeniden kardeşler olmalıyız.

Sahih bir İslami anlayış ve tevhidi bir bilinçle kuşanmayı, Rasul’ün yüce ahlakıyla ahlaklanmayı, izzeti doğru yerde aramayı başarabildiğimiz gün,başımızdaki belalardan azad olmanın,  birliğimize ve dirliğimize yeniden ulaşmanın yolu açılacaktır.

Allah Azze ve Celle'nin buyruğuna kulak verelim: 

“Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yola girerseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır ve O size yapmakta olduklarınızı bildirecektir.”(Maide-105)



Paylaş | | Yorum Yaz
2552 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ne Oldu Bize? - 14/01/2014
Ne Oldu Bize?
Besmeleli Yaşamda Laikliğe Yer Yoktur! * - 06/01/2012
Besmele (Allah’ın adı ile başlamak), tek başına hayatı ibadet kılmaya muktedir olan bir İslami prensiptir.
Hani Söz Vermiştik?... - 31/10/2011
Hani, sözümüz vardı. Sözün bir köz gibi yürekleri dağladığı günlerde…