1 Ayet 1 Hadis
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
31° 35° 19°

Abdulbaki ÇAĞATAY

Abdulbaki ÇAĞATAY
a.bakicagatay@gmail.com
Kürt Sorunu Nasıl Çözülür?
09/06/2016

Kürt sorunu, temelde küresel emperyalizmin dünya üzerindeki hesapları neticesinde oluşturulmuş siyasi sorunlardan sadece bir tanesidir. Küresel emperyalizm bu sorunu oluşturmakla bölgesel olarak Kürtler ile Türkleri, Araplar ile Kürtleri, Farslar ile Kürtleri birbirinden koparıp aralarında derin çukurlar kazmayı amaçlamıştır. Genel olarak hedef bütün İslam âlemidir, İslam coğrafyasıdır. Dikkat etmemiz gereken husus şudur: Yaşadığımız coğrafyada kim kiminle savaşırsa savaşsın, karlı çıkacak olan emperyalist güçlerdir. Bu durumun en güzel örneği Hindistan’dır.

Mahatma Gandhi diyor ki: “Ne zaman ki Hint halkı, sömürgeci İngilizlere karşı birlik oluşturursa hemen sömürgeci İngilizler bir inek kesip Müslüman ve Hinduların geçtiği yola atıyorlardı. Böylece Hint halkı sömürgeci İngilizleri bırakıp birbirleriyle uğraşmaya başlıyorlardı…” Tabi ki bu durum sadece emperyalist ve sömürgeci İngilizlerin yararına oluyordu.

Hindistan’ın meşhur şairi Tagore diyor ki: “İngilizler güçlü oldukları için bizim topraklarımızı işgal etmediler, biz zayıf olduğumuz için bize bu zulmü reva gördüler…”

Genel olarak İslam coğrafyasının tümünde, özel olarak ülkemizde, Kürt sorununu oluşturan siyasi, sosyolojik ve kültürel süreçlerle yüzleşmeden soruna kalıcı bir çözüm sunmak mümkün değildir. Sorunun adını koymadan ve terörü doğru tanımlamadan kalıcı çözüm sunmak imkânsızdır.

Söz konusu süreçlerle yüzleştikten sonra, yönetici kadroların, güçlü bir irade ile insani, vicdani ve İslami bir anlayış ile adalet, meşveret, hürriyet, ehliyet, hakkaniyet ve müsavat gibi İslami yönetimin temel ilkeleri çerçevesinde sorunu ele almaları gerekmektedir…

Kürt sorunu, ne faili ne de mağduru meçhul olan bir sorun değildir. Sorunun ne olduğu ve neden kaynaklandığı belli olup çözümü hem insani hem de İslami bazı haklara dayanmaktadır.

1990’lı yıllarda  “zorunlu göç” politikası bir çözüm olarak sunuldu. Bu politikanın kendisi sorundu ve sorun üretiyordu. Neticede iki milyona yakın Kürt vatandaş yaşadığı köyü, kasabayı ve şehri terk etmek zorunda kalmıştı. Sorunların bu güne bu kadar büyük olarak intikal etmiş olması söz konusu bu politik ve baskıcı yöntemin müflis olduğunu göstermektedir.

Bölge halkının zorunlu göçü ise üç temele dayanıyordu:

1-Güvenlik güçlerinin terörle mücadele etme gerekçesiyle köy boşaltması,

2-PKK’nın kendisini desteklemeyene baskı uygulaması,

3-Bölge halkında meydana gelen can ve mal güvenliği problemi.

Oysa İmam Maverdi, insanların bir coğrafyada mutlu ve düzenli olarak yaşamasının sırasıyla altı temel ilkesinin olduğunu ifade etmiştir:

1-Din güvenliği, yaşanan din, uygulanan kanunlar.

2-Güçlü bir yönetici, otorite

3-Evrensel adalet, hukuk

4-Genel emniyet, herkesin can, mal, ırz ve namus güvenliği.

5-Güçlü bir ekonomi

6-Ümit, gelecek vaadi, psikolojik destek.

O’na göre bir rejim iki temel ilke ile istikrar kazanır: 1) Kurmak, 2) Yönetmek. Kurmak ise üç çehre ile mümkündür. 1) Din, 2) Güç, 3)Ekonomi.

Kürt Meselesine Kalıcı Çözüm İçin…

Bu çerçevede Kürt Meselesine kalıcı çözüm için şu hususların gerçekleştirilmesi gerekmektedir:

1-Eşit yurttaşlık hakkı

2-Anadilde eğitim hakkı

Yüce Allah (cc) dahi insanlara peygamber gönderirken onların dillerinden olan birini seçmiştir. “Biz her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın…” İbrahim,4)

3-Kürtlerin mensup oldukları dini mezhebin resmiyet kazanması

4-Doğu illeriyle iletişim kanallarının çoğaltılması

5-İşsizliğin ortadan kaldırılması ve büyük iş merkezlerinin açılması

6-İş adamlarına doğuda yatırım yapmaları için devletin teşvik ve tavsiyelerde bulunması

7- Dün bu halkın varlığını ve o halkın dilini inkâr ederek ortaya çıkarılan bu sorunu, bugün “sorunun inkârı” şeklinde çözmenin, soruna taze kan vermekten başka bir şeye yaramayacağının bilinmesi terk edilmesi.

8- Sorunun çözümünde, çözümün değil sorunun bir parçası halini almış aygıtlarla yola çıkmanın daha büyük bir sorun olduğunun fark edilmesi.

9-Kürtlerin sorunu olan bu meselenin, başkalarıyla oturup konuşularak çözülemeyeceğinin fark edilmesi.

10) Roboski olayı ve dünden bu güne yaşanan faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması.

 Sadece Türkler konuşunca çözüm olmuyorsa… Sadece Kürtler konuşunca çözüm olmuyorsa…  İkisi yan yana gelip konuşunca uzlaşma sağlanmıyorsa eğer…  O zaman hem Kürtlerin hem de Türklerin ortak değeri ve kutsalı olan Kur’an-ı Hâkim konuşacak ve çözüm onunla olacak demektir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat/13) Görüldüğü gibi Kur’an üstünlüğü sadece takvaya bağlamıştır.

“ Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ebette ayetler vardır.” (Rum/22) Allah’ın bir ayet olarak yarattığı dilleri ve renkleri ret ve inkâr etmek, inkâr edilenden ziyade inkâr edenin bir sorunudur.

Konu ile alakalı Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır:

Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık uğruna ölen bizden değildir.”( Müslim, Ebu Davud,İbni Mace, Nesai)

“Kim kâfir olan dokuz atasını onlarla izzet ve şeref kazanmak düşüncesiyle sayarsa, cehennemde onların onuncusu olur.” (Ahmed bin Hanbel,5/128)

“Allah katında en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana, siyah derilinin beyaz deriliye, beyaz derilinin ise siyah deriliye herhangi bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir.” (Cem’ul-Fevaid)

Ey Türkler! Ey Kürtler! İşte Kur’an işte sünnet…

Sizi çözüm için Allah ve Resulüne davet ediyorum.

“Ey iman edeneler! Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, eğer Allah’a ve ahiret gününe imanınız varsa, onu Allah’a ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir” (Nisa 59)

İşte Kur’an’ın çözüm önerisi budur!

Şimdi burada sorunu çözmek için irade ortaya koymuş olan yöneticilere samimi bir çağrı yapmak istiyorum.

Ey yöneticiler!

Eğer gerçekten bu sorunu adil bir şekilde, kalıcı olarak çözmek istiyorsanız şu insani ve İslami ilkelere lütfen dikkat ediniz…

1) Kürtleri dilleriyle, dinleriyle, kültürleriyle ve üzerinde yaşadıkları arazi parçasıyla Allah’ın yarattığı bir millet olarak kabul etmelisiniz. O zaman “yaratılanı yaratandan dolayı sevdiğiniz” sözü gerçek olarak tecelli edecektir. Ve inanın böylece sevgi nefrete, barış savaşa, iyilik kötülüğe galip gelecektir. Ve bu topraklarda da şeytana asla yer kalmayacaktır. Şeytan mey ’us olacaktır. Unutmayınız ki şeytan zafiyetleri kullanan bir fitne ve nefret ustasıdır. Şeytan’ın yeryüzündeki temsilcisi olan Amerika’nın oyunlarını bozmuş olacaksınız.

“ İyilik ile kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet,34)

Ulus devlet anlayışı ve ırkçılık, yarın bir vebal olarak karşınıza çıkacak ve savunduğunuz ulus devlet paradigmasından ve ırkçılık putundan kaçıp kurtulmaya çalışacaksınız.

Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de kendisini kurtarsın.” (Mearic,13)

İslam Kardeşliği Bir Mucize Gerçekleştirmiştir

İslam bu sorunun çözümü için büyük bir nimettir. İman Kürtleri ve Türkleri bağlayıp kaynaştıran bir çimentodur. İslam öncesi Evs ve Hazrec kabilelerini Kürtler ve Türkler olarak kabul edersek çözümün imanda ve İslam’da olduğunu açık bir şekilde görmüş olacağız. Onların arasındaki kin, nefret ve savaşların ardı arkası kesilmiyordu. O dönem imkânsız olarak görülen barış ve kardeşlik İslam nimeti ile bir mucize şeklinde gerçekleşmiştir. Kur’an bu barış ve kardeşliği “ayet” olarak ifade etmiştir.

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır bir şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve onun nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Al-i İmran102,103)

Mucize olan şudur: bu kadar büyük bir nefretin sevgiye dönüşmesi… Bu durumu ise Enfal 63. Ayet ifade etmektedir.

“Ve (Allah) onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzündeki her şeyi verseydin yine de onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O mutlak izzet ve mutlak hikmet sahibidir.”

Bu tarihi olayın Evs ve Hazrec metaforu üzerinden bize öğrettiği bir paradigma vardır. O da şudur: Vurarak, öldürerek, dışlayarak, ötekileştirerek, milliyetçi ve ulusalcı bir devlet paradigmasıyla sorunlarınızı çözemezsiniz. Sorunlarınızı ancak İslam kardeşliğiyle çözebilirsiniz.

2) Bölgedeki fakirliği, açlığı, işsizliği ve eğitimsizliği ortadan kaldıracak ciddi reformlar ve muğni yatırımlar yapmalısınız. Unutmamalısınız ki bir toplum aç ve cahil bırakılmadan asla sömürülemez, üzerinde hesaplar yapılamaz ve kullanılmaya müsait olamaz. Aç bırakılan bir midenin yemeğin kalitesine bakmadığı gibi cahil bırakılan bir neferin de yaptığı eylemin vahametini görmediği açık bir şekilde ortadadır. İşte Vandalizm’in taban bulduğu yer, açlık ve cehalettir. Yine unutmamalısınız ki mazlumiyet ve muhtaciyet psikolojisi teslimiyetçi ve kabulcüdür. Yapmanız gereken şey ise bellidir. Mazlumiyeti,muhtaciyeti ve cehaleti ortadan kaldırmak…

Size bir fıtrat hadisini hatırlatmak istiyorum;

“Kim ölü bir toprağı ihya ederse (ihya ettiği) o toprak onun olur.”

Bu hadisi sadece arazi ve toprak için anlamayın. Bunu aynı zamanda fakir, aç, mazlum ve mağdur insanlar için de anlayın. Fakirlere ve mazlumlara hangi devlet sahip çıkar ve ihya ederse o devlet onları kazanır. Burada o devletin kalitesine de bakmazlar. Bu konuda da ülkemizdeki Müslümanların basireti açık olmalıdır.

3) Bu halka ümit ve gelecek vaat edeceksiniz. Geleceğe dair herhangi bir kaygılarının olmaması için de İslami ve insani bütün haklarını anayasal bir teminat altına almalısınız.

4)Bölge halkının her türlü can ve mal güvenliğini sağlayacaksınız. Şiddet sarmalı ve terör ne kadar büyük ve karmaşık olursa olsun o halkın yanında olduğunuzu haykırmalısınız.

5)İktisadi, içtimai, idari ve siyasi olarak bu halka karşı adil ve dürüst davranmalısınız.

6) Son olarak İslami hareket ve İslami cemaatlere, medreselere ve diğer tüm İslami kuruluşlara seslenmek istiyorum. Bu gün bizim yaşadığımız coğrafyada maruz kaldığımız en büyük sorunun akademik Kürtçe gerekçesiyle dilimizin, çağdaş ve modern insan nutukları ile de kültürümüzün sekülerleştirilmesi, dini değerlerimizin çiğnenmesi ve toplumumuzun ahlaken yozlaştırılması tehlikesi bulunmaktadır.

Yazımızı şu ayetlerle bitirmek istiyorum

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe,24)



Paylaş | | Yorum Yaz
1408 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Önce İnsan - 11/02/2016
İnsanoğlu o kadar şerefli ve değerli bir varlıktır ki sadece Kuran’ın değil, bütün semavi kitapların nüzul sebebidir. Vahyin konusudur… Allah’ın muhatabıdır…